Yazar: serz

  • Bildirimleri Azaltınca Hayat Değişir mi?

    Bildirimleri Azaltınca Hayat Değişir mi?

    Bildirimler küçük görünür ama günün ritmini sessizce değiştirir. Telefon bir kere titrer, gözün ekrana kayar, sonra aklın kaldığın yere dönmeye çalışır. Bu küçük bölünmeler çoğaldıkça, insan kendini sürekli meşgul ama az ilerlemiş hissedebilir.

    Bildirim neden yorucu olur?

    Her bildirim acil değildir. Ama çoğu acilmiş gibi davranır. Yeni mesaj, kampanya, beğeni, haber, uygulama uyarısı derken telefon gün içinde karar verme alanımızı daraltır. Ne zaman bakacağımıza biz karar vermek yerine, ekran bizi çağırır.

    Bildirimleri azaltmak telefonu bırakmak değildir. Sadece dikkatin direksiyonunu geri almaktır.

    Nereden başlanır?

    Önce en gürültülü uygulamalara bak. Sosyal medya, alışveriş, oyun ve haber uygulamaları genelde ilk sıradadır. Bunların bildirimlerini tamamen kapatmak veya yalnızca önemli uyarıları bırakmak iyi bir başlangıçtır.

    Mesajlaşma uygulamalarında da her grup aynı değerde değildir. Bazı gruplar sessize alınabilir. Bazı kişiler için özel uyarı bırakılabilir. Böylece telefon her şey için değil, gerçekten önemli şeyler için ses verir.

    Kısa sonuç

    Bildirimleri azaltınca hayat bir anda değişmez. Ama günün içinde küçük boşluklar açılır. İnsan daha az bölünür, daha rahat düşünür, ekrana daha bilinçli döner.

    Benzer okuma

    Dijital Temizlik Günü Nasıl Yapılır? ve Gizli Sekme Gerçekten Gizli mi? yazılarına da bakabilirsin.

    Written by serz

  • SEO İçin Yazmak ile İnsan İçin Yazmak Arasındaki Denge

    SEO İçin Yazmak ile İnsan İçin Yazmak Arasındaki Denge

    SEO için yazmak kötü bir şey değildir. Kötü olan, sadece SEO için yazmaktır. Çünkü arama motoru insanı yazıya getirir ama yazıda tutan şey insan dilidir.

    Bir yazı Google’da görünsün diye başlık, anahtar kelime ve yapı önemlidir. Bunlar yol levhası gibidir. Okura ve arama motoruna yazının ne anlattığını gösterir. Fakat yazının içi boşsa, levha güzel olsa da kimse orada kalmaz.

    İnsan için yazmak ne demek?

    İnsan için yazmak, okurun sorusunu ciddiye almaktır. Okur neyi merak ediyor? Nerede takılır? Hangi cümle ona fazla teknik gelir? Hangi örnek konuyu yerine oturtur?

    İyi yazıda SEO iskelet gibidir, insan dili ise nefes gibidir. İkisi birlikte olunca yazı ayakta durur.

    Denge nasıl kurulur?

    Basit bir yöntem kullanılabilir: önce insan için yaz, sonra SEO için düzenle. Yani önce konuyu gerçekten anlat. Gereksiz kelimeleri temizle. Sonra başlığa, ara başlıklara, açıklamaya ve bağlantılara bak.

    Anahtar kelimeyi yazının içine zorla doldurmak yerine doğal yerlere koy. Aynı kelimeyi tekrar tekrar geçirmek yerine konuyu çevresindeki ifadelerle anlat. Arama motorları artık sadece kelime saymaz; bağlamı da anlamaya çalışır.

    Kısa sonuç

    En iyi SEO yazısı, okurun “aradığım cevap buydu” dediği yazıdır.

    SEO kapıyı açar, insan dili içeri davet eder. İyi blog yazısı ikisini kavga ettirmez; aynı masaya oturtur.

    Written by serz

  • İnternette Ücretsiz Olan Şeyin Bedeli Nedir?

    İnternette Ücretsiz Olan Şeyin Bedeli Nedir?

    İnternette birçok şey ücretsiz görünür. E-posta ücretsizdir, sosyal medya ücretsizdir, bazı uygulamalar ücretsizdir, hatta bazı yapay zeka araçları da ücretsizdir. Peki gerçekten ücretsiz mi?

    Çoğu zaman para ödemezsin ama başka bir şey verirsin: zaman, dikkat, veri veya alışkanlık.

    Ücretsiz olan şey ne alır?

    Bir uygulama senden konum izni isteyebilir. Bir site çerezlerle davranışını takip edebilir. Bir sosyal medya platformu ilgini daha uzun süre ekranda tutmaya çalışabilir. Sen para vermediğini düşünürken, sistem senin neye baktığını, neye tıkladığını, nerede durduğunu öğrenir.

    Bu her zaman kötü niyet demek değildir. Bir hizmetin çalışması için bazı veriler gerekebilir. Örneğin hava durumu uygulaması konum isterse bu anlaşılır bir şeydir. Ama basit bir el feneri uygulaması rehberine erişmek istiyorsa, orada durup düşünmek gerekir.

    Sorulacak basit soru

    Ücretsiz hizmetlerde asıl soru şudur: Bu hizmet benden ne alıyor?

    Bunu anlamak için birkaç şeye bakabilirsin. Uygulama hangi izinleri istiyor? Hesap açmadan kullanılabiliyor mu? Reklam gösteriyor mu? Verileri üçüncü taraflarla paylaşıyor mu? Gizlilik politikası anlaşılır mı, yoksa kimsenin okumaması için mi yazılmış gibi?

    Kısa sonuç

    Ücretsiz olan şeyin bedeli bazen küçüktür. Bazen de zamanla büyür. Çünkü dijital dünyada küçük izinler, birleşince büyük bir profil oluşturabilir.

    İnternette ücretsiz görünen şeyler çoğu zaman bedelsiz değildir. Bedel bazen para değil; dikkat, veri ve alışkanlıktır.

    Written by serz

  • Gizli Sekme Gerçekten Gizli mi?

    Gizli Sekme Gerçekten Gizli mi?

    Gizli sekme, adı yüzünden biraz fazla güven veren bir özellik. Oysa gizli sekme internette görünmez olmak anlamına gelmez. Sadece kullandığın cihazda bazı izlerin tutulmasını azaltır.

    Bir tarayıcıda gizli sekme açtığında, genellikle geçmiş kaydedilmez. Formlara yazdığın bilgiler saklanmayabilir. Çerezler oturum kapanınca silinebilir. Yani aynı bilgisayarı kullanan biri, sen sekmeyi kapattıktan sonra geçmişte o sayfaları görmeyebilir.

    Ama her şey gizlenmez

    Girdiğin siteler seni yine görebilir. İnternet servis sağlayıcın bağlantı trafiğini görebilir. İş yerinde veya okulda bağlı olduğun ağ izleniyorsa, ziyaret ettiğin adresler kayıt altına alınabilir. Ayrıca bir hesaba giriş yaptıysan, o hesap seni zaten tanır.

    Mesela gizli sekmede YouTube’a girip hesabına giriş yaparsan, YouTube için hâlâ sensindir. Sadece tarayıcı geçmişinde daha az iz bırakmış olursun.

    Ne zaman işe yarar?

    Gizli sekme en çok ortak bilgisayarda kısa süreli işlem yapmak, bir siteye hesaptan bağımsız bakmak, çerez etkisini azaltmak veya aynı siteye farklı oturumla girmek için işe yarar.

    Ama güvenlik aracı gibi düşünülmemelidir. Virüsten korumaz. Dolandırıcı siteyi güvenli yapmaz. IP adresini saklamaz. Tam mahremiyet sağlamaz.

    Kısa sonuç

    Gizli sekme, cihazdaki bazı izleri azaltır. İnternette görünmez pelerin değildir. İsmi gizli, etkisi sınırlıdır.

    Written by serz

  • Yapay Zekaya Soru Sormanın Sade Yolu

    Yapay Zekaya Soru Sormanın Sade Yolu

    Yapay zekadan iyi cevap almak için sihirli kelimelere gerek yok. Asıl mesele, ne istediğini açık söylemek. Çünkü yapay zeka çoğu zaman bizim sorumuz kadar net cevap verir.

    “Bana SEO anlat” demek başka, “SEO’yu yeni başlayan biri için 5 maddede, örneklerle anlat” demek başka bir sonuç üretir. İlk soru geniştir. İkinci soru ise yapay zekaya yol gösterir.

    İyi soru neye benzer?

    İyi bir soru genelde üç parçadan oluşur: konu, amaç ve biçim.

    Mesela şöyle düşünebilirsin:

    Şifre güvenliği hakkında kısa bir blog yazısı yaz. Yeni başlayanlara anlatır gibi olsun. Teknik terimleri sadeleştir.

    Bu cümlede konu belli: şifre güvenliği. Amaç belli: yeni başlayanlara anlatmak. Biçim belli: kısa blog yazısı.

    Ne istemediğini de söyle

    Yapay zekaya soru sorarken ne istemediğini söylemek de işe yarar. “Çok teknik olmasın”, “reklam dili kullanma”, “madde madde yaz” gibi küçük notlar cevabı toparlar.

    Bir başka yöntem de önce taslak istemektir. Doğrudan yazı yazdırmak yerine “Bu konu için başlık planı çıkar” diyebilirsin. Sonra beğendiğin başlığı genişletirsin. Böylece yapay zeka seni sürüklemez; sen onu yönlendirirsin.

    Kısa sonuç

    İyi soru, uzun soru demek değildir. Temiz soru demektir. Bir bardak su gibi: içinde ne olduğu görünür, fazlalık yoktur.

    Yapay zekaya iyi soru sormak, düşünceni toparlama alıştırmasıdır. Ne istediğini bilirsen cevap da daha işe yarar olur.

    Written by serz

  • Kişisel Siber Hava Durumu: Bugün Risk Seviyen Güneşli mi Fırtınalı mı?

    Kişisel Siber Hava Durumu: Bugün Risk Seviyen Güneşli mi Fırtınalı mı?

    Hava durumuna bakmadan dışarı çıkan insan azaldı. Yağmur varsa şemsiye, soğuk varsa mont, güneş varsa gözlük. Peki dijital hayatta neden her gün aynı kıyafetle geziyoruz? Oysa bazı günler siber hava açıktır, bazı günler bulutlanır, bazı günler fırtına alarmı verir.

    Kişisel siber hava durumu, güvenliği soyut bir korku olmaktan çıkarıp günlük bir göstergeye çevirmektir. Bugün hangi hesaplara girdin, hangi bağlantılara tıkladın, hangi cihazı kullandın, hangi mesajlar geldi, hangi ortamda internete bağlandın? Bunlar dijital havayı değiştirir.

    Güneşli Gün: Rutin Devam Eder

    Güneşli siber gün, her şeyin normal aktığı gündür. Kendi cihazındasın, bilinen ağdasın, şüpheli mesaj yok, yeni uygulama kurmadın, önemli hesaplarda garip oturum görmedin. Böyle günlerde büyük panik gerekmez. Ama temel alışkanlıklar sürer: güncellemeleri ertelememek, şifre yöneticisini kullanmak, iki aşamalı doğrulamayı açık tutmak.

    Güneşli günlerin hatası rehavettir. “Bir şey olmaz” cümlesi genelde bir şeylerin başlangıcıdır. Sadece sakin kal, ama kapıyı açık bırakma.

    Bulutlu Gün: Dikkat Artar

    Bulutlu gün, ufak risklerin belirdiği gündür. Bilmediğin bir Wi-Fi ağına bağlandın, aceleyle bir dosya indirdin, yeni bir uygulamaya izin verdin, garip bir e-posta geldi, sosyal medya hesabına farklı cihazdan giriş bildirimi düştü. Henüz kriz yoktur ama dikkat gerekir.

    Bu durumda ilk iş durmaktır. Linke tıklamadan kaynağı kontrol et. Dosyayı açmadan uzantısına bak. Uygulama izinlerini gözden geçir. Hesaplarda aktif oturumları kontrol et. Eğer içine sinmeyen bir şey varsa şifreyi değiştir ve iki aşamalı doğrulamayı tazele. Bulutlu havada şemsiye taşımak paranoya değildir.

    Fırtınalı Gün: Hızlı Protokol

    Fırtınalı gün daha nettir: Şüpheli giriş gördün, hesabından bilmediğin mesaj gitmiş, kart hareketi garip, cihaz aniden tuhaf davranıyor, dosyaların kilitlenmiş, tanıdıklarından “benden para istediğini sandım” mesajı geliyor. Burada tartışma değil protokol gerekir.

    Önce ana e-posta hesabını güvene al. Çünkü çoğu hesabın anahtarı odur. Şifreyi değiştir, aktif oturumları kapat, kurtarma bilgilerini kontrol et. Sonra önemli hesaplara geç: banka, sosyal medya, bulut, alışveriş. Şüpheli uygulamaları kaldır. Gerekirse cihazı ağdan ayır. Bir olay günlüğü tut; ne zaman ne gördün, hangi aksiyonu aldın yaz. Panik hafızayı bozar, not almak düzen getirir.

    Haftalık Hava Raporu

    Haftada bir kendine mini rapor ver: Bu hafta kaç yeni uygulama kurdum? Hangi hesaplara yeni cihazdan girdim? Garip mesaj aldım mı? Yedeklerim güncel mi? Şifre tekrarım var mı? Bu sorular güvenliği büyük ve korkutucu bir konu olmaktan çıkarır, küçük bir bakım rutinine dönüştürür.

    Kişisel siber güvenlik, her gün alarmda yaşamak değildir. Havanın değiştiğini fark etmektir. Güneşliyse keyfini çıkar, bulutlandıysa dikkat et, fırtına çıktıysa protokolü uygula. Hepsi bu.

    written by serz 🙂

  • Bağlam Diyeti: Yapay Zekaya Daha Az Şey Anlatıp Daha İyi Cevap Almak

    Bağlam Diyeti: Yapay Zekaya Daha Az Şey Anlatıp Daha İyi Cevap Almak

    Yapay zekadan iyi cevap almak için çoğu kişi daha uzun yazmak gerektiğini sanıyor. Biraz haklılar; bağlam önemli. Ama fazla bağlam da fazla tuz gibidir. Yemeği kurtarayım derken tadı bozar. Üstelik gereksiz kişisel bilgi eklersen sadece cevabı dağıtmazsın, mahremiyetini de gereksiz yere masaya koyarsın.

    Bağlam diyeti dediğim şey tam olarak bu: Yapay zekaya daha az şey anlatmak değil, daha işe yarar şeyleri anlatmak. Cevap için gerekli olan bilgi kalsın. Kimlik, özel belge, başkasına ait veri, şirket sırrı, mahrem ayrıntı çıksın. Temiz bağlam, hem daha iyi cevap getirir hem de seni daha az açık eder.

    AI Her Şeyi Bilince Daha Zeki Olmaz

    Bir asistana “bana e-posta yaz” demek zayıf bir istek olabilir. Ama ona tüm yazışma geçmişini, müşteri adını, telefon numarasını, özel anlaşma detaylarını dökmek de iyi fikir değildir. Bunun yerine şöyle düşün: Asistanın görevi ne? Üslup mu ayarlayacak, metni mi sadeleştirecek, seçenek mi çıkaracak, risk mi bulacak? Göreve yetecek kadar bilgi ver.

    Mesela “bir müşteriye geciken teslimat için nazik ama net bir e-posta yaz” yeterli olabilir. Müşterinin gerçek adı yerine “müşteri”, firma adı yerine “şirket”, tarih yerine “bu hafta” diyebilirsin. Eğer kesin tarih gerekiyorsa tarih ver, ama gerekmeyen bilgiyi verme. Yapay zekanın iyi cevap vermesi için her ayrıntıyı bilmesine gerek yoktur; doğru ayrıntıyı bilmesi gerekir.

    Üç Katmanlı Bağlam Filtresi

    Birinci katman görevdir: Ne istiyorum? Özet, fikir, kontrol, düzeltme, liste, plan? Bunu açık yaz. İkinci katman sınırdır: Ton nasıl olsun, uzunluk ne olsun, kim okuyacak, hangi şeylerden kaçınsın? Üçüncü katman temiz veridir: Cevap için şart olan bilgiler. Bu üç katman yeterliyse gerisi çoğu zaman gürültüdür.

    Bağlam diyetinin en güzel yanı şudur: Seni daha disiplinli düşündürür. “Ben aslında ne istiyorum?” sorusunu sordurur. Yapay zekaya kötü istek yazmanın en yaygın nedeni yazma becerisi değil, niyetin bulanık olmasıdır. Niyet netleşince prompt da kısalır, cevap da toparlanır.

    Kopyala Yapıştır Refleksine Fren

    En riskli alışkanlık, belgeyi komple yapıştırmaktır. Önce belgeyi kendin kırp. İsimleri çıkar. Sayıları yuvarla. Özel alanları maskele. Gerekirse “bu bir örnek senaryo” diye yaz. Yapay zekanın ihtiyacı olan şey gerçek kimlik değil, problemin yapısıdır.

    İyi prompt bazen uzun roman değil, temiz mutfak tezgahıdır. Gereken malzeme ortadadır, gerekmeyen çekmeceye kaldırılmıştır. Böyle çalışınca hem daha iyi cevap alırsın hem de konuşmadan sonra “ben ne verdim şimdi?” huzursuzluğu azalır.

    Yapay zekayla güçlü çalışmak, ona her şeyi anlatmak değildir. Ona neyi bilmemesi gerektiğini de öğretmektir.

    written by serz 🙂

  • Dijital Arkeoloji: Eski Dosyalarının İçinde Kim Yaşıyor?

    Dijital Arkeoloji: Eski Dosyalarının İçinde Kim Yaşıyor?

    Bilgisayarında “Yeni Klasör 3”, “yedek-son”, “masaüstü-eski”, “telefon aktarım” gibi isimler varsa yalnız değilsin. Hepimizin dijital evinde kapısı kapatılmamış odalar var. Bir gün bakarım diye bırakılan dosyalar, unutulan ekran görüntüleri, eski CV’ler, yarım kalmış notlar, buluta atılıp bir daha açılmayan fotoğraflar… Bunlar sadece dağınıklık değildir. Bunlar küçük bir dijital arkeoloji alanıdır.

    Arkeoloji deyince akla toprak altından çıkan çömlekler gelir. Dijital arkeolojide ise klasör altından eski kimlik taraması, bir dönemin şifre notu, taşınma sözleşmesi, okul belgesi, müşteri listesi veya yıllar önce alınmış bir ekran görüntüsü çıkar. O dosya sana geçmişini anlatır ama başkasının eline geçerse seni gereğinden fazla anlatabilir.

    Eski Dosya Masum Görünür, Bağlamı Tehlikeli Olabilir

    Bir belgenin tehlikeli olması için içinde “gizli” yazması gerekmez. Eski bir fatura adresini, eski bir e-posta imzası telefon numaranı, eski bir fotoğraf konumunu, eski bir CV çalışma geçmişini verir. Bunlar tek başına küçük bilgi parçalarıdır. Fakat saldırganların, reklam sistemlerinin veya meraklı gözlerin sevdiği şey zaten tek büyük sır değil; küçük parçaların birleşimidir.

    Bu yüzden dijital arşiv temizliği “yer açma” işi kadar “kendini gereksiz yere açık etme” işidir. Dosya kalabalığı cihazı yavaşlatır, evet. Ama daha önemlisi, seni geçmiş sürümlerinle beraber ortada bırakır. Bugün kullanmadığın bilgi, yarın başkası için kullanılabilir bilgi olabilir.

    15 Dakikalık Kazı Turu

    Başlamak için tüm arşivi kusursuz düzenlemeye çalışma. Bu tuzak. Sadece 15 dakikalık bir kazı turu yap. Önce “İndirilenler”, “Masaüstü”, “Belgeler” ve bulut depolamadaki eski klasörlere bak. Şu kelimeleri ara: kimlik, pasaport, fatura, sözleşme, şifre, banka, sağlık, yedek, cv. Bulduklarını üçe ayır: saklanacak, silinecek, şifreli alana taşınacak.

    Saklanacak dosyanın adı anlaşılır olsun. Silinecek dosyayı bekletme. Şifreli alana taşınacak dosya ise gerçekten hassas olanlardır: kimlik görselleri, mali belgeler, özel sözleşmeler, kişisel sağlık evrakı, başkasına ait bilgiler. Bunları düz masaüstünde tutmak, evin anahtarını kapı önündeki saksıya bırakmak gibidir.

    Eski Kendine Karşı Nazik, Bugünkü Kendine Karşı Dürüst Ol

    Eski dosyaları karıştırırken tuhaf bir duygu çıkar: “Bunu niye saklamışım?” İnsan dijital geçmişine bakınca hem güler hem utanır. Bu normal. Ama temizliğin amacı geçmişi yargılamak değil, bugünkü hayatına yük olmayan bir arşiv bırakmaktır.

    Bir dosyayı silmek bazen bir dönemi silmek gibi gelir. O yüzden küçük bir kural işe yarar: Anısı olanı sakla, riski olanı koru, anlamı kalmayanı bırak. Böylece dijital evin hem hafızalı hem güvenli olur.

    Dijital arkeoloji, teknolojik bir bakım işi gibi görünür ama aslında kişisel bir yüzleşmedir. Cihazının içinde kimlerin yaşadığını merak ediyorsan eski klasörlerden başla. Büyük ihtimalle orada senin birkaç eski versiyonun oturuyordur.

    written by serz 🙂

  • Bildirim Orucu: Telefonu Susturunca Duyulan Şey

    Bildirim Orucu: Telefonu Susturunca Duyulan Şey

    Bildirimler küçük şeylerdir. Bir titreme, bir ses, ekranda beliren kısa bir kutu. Ama gün içinde yüzlerce küçük şey, büyük bir yönlendirme sistemine dönüşür. Telefon sana “bak” der. Sen bakarsın. Sonra neden yorulduğunu anlamazsın.

    Bildirim orucu, telefonu tamamen terk etmek değildir. Sadece her uygulamanın gününe el koymasına izin vermemektir. Nasıl ki her kapı çalana sofrayı bırakıp koşmuyorsan, her bildirime de zihnini bırakmak zorunda değilsin.

    Acil Olanla Gürültülü Olan Aynı Şey Değil

    Bildirimlerin çoğu acil değildir. Sadece kendini acil gibi sunar. İndirim, öneri, beğeni, haber, hatırlatma, “sana özel” mesaj… Bunların çoğu bekleyebilir. Hatta beklediğinde değerini kaybeder. Bu da aslında gerçek değerini gösterir.

    Başlamak için tüm bildirimleri kapatmana gerek yok. Önce üç kategori seç: alışveriş, sosyal medya, haber. Bunların anlık bildirimlerini kapat. Mesajlaşma ve arama gibi gerçekten gerekli kanallar kalsın. Sonra bir gün gözlemle. Ne eksildi? Büyük ihtimalle bilgi değil, gürültü eksilir.

    Boşluk İlk Başta Tuhaf Gelir

    Telefon sustuğunda ilk his huzur olmayabilir. Hatta insan eksik bir şey var sanabilir. Çünkü dikkatimiz bölünmeye alıştığında kesintisizlik garip gelir. Ama biraz zaman geçince başka şeyler duyulur: düşüncenin devamı, okuduğun metnin ritmi, yaptığın işin derinliği.

    Bildirim orucunu günlük saatlere de bölebilirsin. Sabah ilk bir saat bildirim yok. Yemekte telefon yok. Uyumadan önce son yarım saat ekran yok. Küçük sınırlar büyük iddialardan daha kalıcıdır.

    Telefonu susturmak dünyadan kopmak değildir. Dünyanın sana hangi sırayla geleceğine karar vermektir. Bu karar küçük görünür ama günün tonunu değiştirir.

    written by serz 🙂

  • Kendi Notlarından Kişisel Arama Motoru Yapmak

    Kendi Notlarından Kişisel Arama Motoru Yapmak

    Not almak kolaydır. Bulmak zordur. İnsan bir hevesle not defteri açar, uygulama kurar, klasör yapar. Sonra üç ay geçer ve kendi yazdığı şeyi kendi bulamaz. Çünkü not sistemi çoğu zaman arşiv gibi kurulur; oysa ihtiyaç duyduğumuz şey küçük bir kişisel arama motorudur.

    Arama motoru gibi düşünmek, notları süslemek değil, bulunabilir yapmak demektir. Başlık, anahtar kelime, tarih, bağlam ve bağlantı önem kazanır. Güzel görünen ama aranamayacak not, kapalı kutudur.

    Başlığı Kendine Göre Yaz

    “Toplantı notları” kötü bir başlık değildir ama zayıftır. “Haziran içerik planı için konu fikirleri” daha iyidir. Çünkü gelecekte arayacağın kelimeleri içinde taşır. Notu yazarken bugünkü haline değil, üç ay sonraki unutkan haline yardım et.

    Anahtar kelimeler de aynı mantıkla çalışır. Notun içinde doğal şekilde geçsinler. “Vergi”, “müşteri”, “video fikri”, “okunacak kitap”, “site ayarı” gibi kelimeler ileride kurtarıcı olur. Etiket sistemi kullanıyorsan az ve tutarlı etiket kullan. Otuz etiket, etiketsizlik kadar dağınık olabilir.

    Notlar Birbirini Görsün

    İyi not sistemi sadece saklamaz, bağlantı kurar. Bir fikir başka bir fikri çağırıyorsa notların arasına link koy. “Bununla ilgili şuna da bak” cümlesi bile yeter. Böylece notlar tek tek dosyalar olmaktan çıkar, küçük bir düşünce ağına dönüşür.

    Bir de haftalık mini bakım yap. Beş dakika ayır, yeni notların başlıklarını düzelt, dağınık olanları ilgili klasöre taşı, önemli olanlara etiket ekle. Not sistemi bakım istemeyen bir bahçe değildir. Az bakım ister, çok karşılık verir.

    Kişisel arama motoru kurmak büyük yazılım meselesi değil. Kendi gelecekteki sorularını ciddiye almaktır.

    written by serz 🙂